YORUMSUZ MESAJ:
(...)İki grup insan var bu yolda..
İlk grup insan,
“kimse yazı yazmayacak. Nasıl olsa en güzelini yeni tabirlerle açıklayan var ya,
ne gerek var diyeceğiz. Oturup o kitapları okuyacağız sürekli….” der durur sanki
ortada bir cemaat varmış gibi!!!
Yani yine beyinlerini kilitlememeye çalışırken kilitleme kavramını başka yönüyle
devam ettirip, kavramı update edenler.
Sorgulama yok.
Tefekkür yok.
Başkalarını okuma yok.
Dedim ya, nasıl olsa var en iyi açıklayan… O bize yeter, anlasak da anlamasak
da…” diyenler.. (İ. Abdullah Tezer)
Devamı »
DOĞRU BİLGİ “EŞİTTİR” MÜRŞİD
1. SORU:
Bir problemim var ama ne olduğunu işin aslı ben de bilmiyorum, aslında bende bir problem yok diye de düşündüğüm olmuyor değil: “İlle de mürşit ille de mürşit; mürşitsiz olmaz” cümleleri bütün iç dengemi alt üst ediyor, bocalayıp kalıyorum.
Bir ilim kaynağının yazıları ile 3, 4 yıldır hemhalim, son 4 aydır da ne olduğunu nasıl olduğunu bilemediğim derin açılımlar içerisindeyim. Bu açılımları incelediğimde “gerçek bene” yaklaştığımı O’nu çok daha fazla hissettiğimi hissediyorum.. Devamı »
Herkes her şeyi ne de güzel biliyor, bir oluyor.. Tabii hala “gerçek olmayan tekrar” devam ediyor.
Ustandan aldığını satmak…
Devrim lazım, sonsuz olarak. Tam anlamıyla özgürlük olacak, olan.. “O” özgürleşmek ister. Sıkıldı tanımlardan, açıklamalardan. Kim onu daha fazla özgürleştirecek. “O”na kim verecek ki “O” da versin.
Bilgiyi tekrarlayarak sıkıcı hale getirmek. Bu mu “O”nu özgürleştirmek, o ve onlar dedi, diye.. Devamı »
(Soru-cevap ÖZEL)
E-postama gelen çok değerli bir düşüncenin, düşündürücü soru ve yorumlarını ve verdiğimiz cevapları önce (anlam bütünlüğünü bozmadan birkaç kelime düzenlemesi yaparak) aşağıda yayınlıyorum. Ve daha aşağıda teferruatlı soru cevap diyaloğuna çevirerek okuyucularımızın bilgilerine arz ediyorum.. Devamı »

“Nefsin terbiyesi; tanrının olmadığını müşahade ettikten sonra, kendi varlığını ilahlaştırmamak için yapılan çalışmalardır…”
Teslimiyetin esas ana temeli, ”nefis terbiyesi”dir…
Nefis terbiyesi yapılmadan ‘’sıfat” ve ”zat” ilmini almak, kişiyi mülhime bilincine yükseltir. Bu bilinç sıçramasından sonra kişinin nefsi terbiye olmadığı için, o bilinç mülhime de boğulup gider.. Tabii ki elinden tutanı yok ise… Devamı »
“Mekân” ve “yön” ve “zaman” olarak mekândan ve yönden ve zamandan münezzeh “ilim” sıfatının dünyâ isimli “aşağı bir boyutunda” kırk bin kere kırk bin “insan sûretinde” gölge, “ben nereden geldim ve nereye gidiyorum?” sorusunu sormadan “sürü yasaları” gereğince yemek, üremek ve ölmek “SÜRÜ CENNET”ini yaşıyordu ve bir gün sürüden birisi “ben neyim?, burası neresi?, nereden geldim?, nereye gidiyorum? sorusu ağacına yaklaşınca, “SÜRÜ CENNETİNDEN” “İNSANIN SORULAR DÜNYÂSINA” indi.. Devamı »
Hacı Bektaş, Taptuk Emre, Yesevi, Geylâni, Tebrizî…
Bu Sevgililer birer ruhban mıydı yoksa Er-Râşid mânâsının pik yaptığı kullar mıydı?
Eğer bunun ayırdını yapabiliyor isek yorumlarda anlatılmak isteneni de anlamış oluruz sanırım.
Bu Sevgililerden günümüzde yok mu peki?
Kendi (ben Mehdiyim, mürşidim vs. gibi) beyânlarından değil, verdiği eserlerden kendini belli edenler elbette var!.. Devamı »
Yavaş yavaş dönüştüğünü hissediyordu. Neye ve nereye evrildiğini kestiremese de bu evrimin hayırlı olduğunu düşünüyordu, daha doğrusu…
İçi daralıyordu yine. ‘’Allahım sen yardım et,’’ dedi. Eskiden olsa sabır dilerdi, ama sabır istemenin daha çok dert dilemek anlamına geldiğini öğrendiğinden beri her daraldığında sabır yerine yardım istemeye dikkat eder olmuştu.. Devamı »
İSÂ KELİMESİNDEKİ YÜKSELTİLMEK HİKMETİNİN ÖZÜ (10)
Uyarı:…tüm örneklemeler beş duyu mantığının dört boyutlu evrenine hitap etmek için oluşturulmuş mecazlardır, zâhirî ve bâtınî olarak hiçbir görüntüsel değerleri yoktur…
118-) İn tüazzibhüm feinnehüm ıbaduKE, ve in tağfir lehüm feinneKE entel Azîyzül Hakiym;
“Eğer onları azablandırır (birimliliklerine terkeder, tezkiye etmez) isen, muhakkak ki onlar senin kullarındır… Ve eğer onları mağfiret edersen (yakine erdirir isen), muhakkak ki sensin sen Aziyz, Hakiym”. (Mâide, 5/118; B Meal).. Devamı »